Tam Zamanı

Bir başka ölüm haberi daha. Zaten yıllardır sadece içip kafayı bulduğunda arayan arkadaşım sabahın köründe başka neden arasın ki, . Üniversiteden mezun olalı yirmibeş yıl geçti ama huyu hiç değişmedi. Bu sefer de o yıllardan ev arkadaşım olan ve yıllardır en iyi anlaştığım dostumun eşini kaybetmişiz.

Gözümün önüne geldi, gülüşü, yüzü. Sesi geldi kulaklarıma. Sonra oğlu düştü aklıma. Off çok kötü.

Önceleri ölüm bize çok çok uzakken yaşlı bir aktörün ölüm haberi gelirdi ama zaten onun dönemine geç kaldığım için bir şey hissetmezdim. Sonra tek tük yaşıtım arkadaşların haberleri geldi. Genellikle kaza sonucu kaybettiklerimiz. İşte onlar etkiledi. Sonra akrabalar başladı tek tek gitmeye. Önce uzak sonra sevdiklerimize doğru daralan halkalar halinde.

İçimi yavaş yavaş saran, vaktimin azaldığı ve artık hiç bir şeyi ertelememe hatta şimdiye kadar ertelediklerimi artık hayata geçirme duygusu yüzünden huzursuzum.

Ertelediklerimi eşeledikçe neler neler çıkıyor yüzeye. Sıraya koymak bile zor. Mecburen ertelediklerimi yapılabilirlik sınıflandırmasına sokmam gerekiyor. Bazıları için geç kalmışız. Hani o “hiç bir şey için geç değildir” klişesi var ya, yok öyle bir şey bazı şeyler için artık gerçekten geç. Zamanında ertelemeden yapacaksın istediklerini. Dur şunu yoluna sokayım aman bu da hallolsun derken zamanı geçiveriyor bazı şeylerin. Onları artık ertelenenler listesinden çöp kutusuna sürüklüyorum. Bazı ertelediklerim ise artık gereksiz veya manasız kalmış. Onları da diğerlerinin yanına gönderiyorum. Mesela bundan 25 sene önce bilgisayar mühendisliği diploması almak benim için çok önemliydi. Erteleye erteleye öyle bir noktaya geldim ki artık son derece manasız. Zaten meslekte zirvedeyken ne yapacağım ki o diplomayı. Tabi harcanması gereken zaman da ayrı bir sorun. Mesela Arnavutluktan vatandaşlık alıp Avrupa birliğine girmek denenebilir ama 5 sene daha ona ayıracak zaman değer mi ? Sanmıyorum!  Bu yüzden onun da üstünü çiziyorum

Bazı ertelediklerim için ise şu andaki şartlar hala uygun değil. Şartları uygun hale getirmek için yeterli bilgi ve tecrübe oluşmuş sadece. O halde bunun üzerine çalışmaya başlayıp süreci hızlandırmam lazım. Bir de daha fazla ertelemek için gerekçesi kalmamış sadece beyindeki bloklar yüzünden ilerleyemeyen istekler var. Bunlar için o blokları, duvarları kırmam gerekiyor. Bir tanesini kırınca, nasıl kırıldığını öğrenince, kırılıp da bir şey olmadığını görünce elinde balyoz deliler gibi blok duvar arıyor insan. Her önüne çıkan “ama”ya “öyle tabi de…”ye saldırıyor.

Şimdi önümdeki 10 yıl için artık çok daha farklı düşüncelerim var.

Boşanmanın ardından, hep almayı planladığım ama hep başka öncelikler yüzünden ertelediğim monitörle başladım işe. Sonra bir drone aldım. Öyle ya kimseye hesap vermek zorunda değildim. İstediğim oyuncağı alabilir istediğim hobimle ilgilenebilirdim. Ona vereceğin parayla tuvalet penceresine pimapen yaptırırdık diyecek kimse olmamasının avantajını kullandım.

Yapamadığım tatillerin acısını çıkarırcasına önce Nisanda Tunus sonra arabayla güney İtalya turu ayarladım. Kuzey ışıklarını görmek için tur arayışına başladım bile.

Sonra ilk gençlik yıllarımdan beri yapmak istediğim ama ilk başlarda annem – babam, sonra çevrem ve arkadaşlarımca cız ilan edilmiş bir başka konuya atladım.  Motosiklet.

Üniversite yıllarında resmen bir yarış bisikletinin üstünde yaşadım.  Yolda giderken yüzüme çarpan hava garip bir özgürlük hissi verirdi ama sonra motosiklete geçemedim bir türlü. Şimdi beni engeleyecek kimse yok, olsa da takacak kimse yok. Gittim motosiklet ehliyeti almak için neler yapılması gerektiğini araştırdım. Hızla işlemlere başladım. Teori sınavı, CBT (İngiltere’de motosiklet kullanabilmek için alınan mecburi eğitim Compulsory Basic Training) için randevuları ayarlamaya çalışıyorum. Arkasından diğer sınavlar için çalışma ve eğitimler ardından sınavlar ile yaz bitmeden şu işi halletmek istiyorum ki hayalimdeki motosikleti alabileyim.

Sonrası için daha kompleks planlarım da var. Mesela tamamen uzaktan çalışabileceğim bir iş ayarlayıp iki üç ayda bir başka bir ülke başka bir şehirde yaşamak gibi. Bir tek kızın okulu nun bitmesini bekliyorum. Evin mortgage’ini ne yapacağımı da bulmam gerekiyor. O sorunu halledersem dünyanın en büyük sorunu olarak minimalist hayata adapte olmak, buna alışmak için uğraşacağım. Sonrasında dünyanın farklı yerlerinden içinde yaşayarak ve hatta motosikletle yaşayarak dolanmak kalacak. Planım sıcak iklimlerde kalmak. Mümkün olduğunca kış görmemek. Artık İngiliz pasaportum olduğu için vize derdim de yok.

İnsanın herhalde en çok zorlandığı konu minimalist yaşamak. Öyle bir iç güdü var ki içimizde. Sahip olduklarımızdan kurtulamıyoruz. Şimdi diyelim ki bir sırt çantasına sığmayı başardım. Her şeyi eledim. 2 pantolon, 3 t-shirt, 1 laptop kaldı. Eee drone, fotoğraf makinesi, tripod? Tamam onları da ekledik. O zaman bir gün uğraşmak için topladığım elektronik parçalar, alet kutum, referans kitaplarımı ne yapmalı ? Hayır öyle ha dedin mi toplanabilecek şeyler de değil. İnsan atmaya satmaya kıyamıyor. Hadi bunları da sağlam bir elemeden geçirip Hepsini bir sandığa sığdırdım ve bir şekilde bir yerde sakladım, gittiğim yerdeki mobiliteyi nasıl sağlayacağım. Çocuk olmasa bir motosiklet bir sırt çantasıyla gez. Ama böyle olunca araba lazım. Buradaki araba ile bu işin kökten hallolmayacağı aşikar. Yok araba iyi de direksiyon nereye gitsem terste kalacak. Gittiğim yerde araba alabilmek için ise en basitinden oranın vergi sistemine dahil olmam gerekiyor. Yani yine evrak kürek işleri. Dur bakalım halledeceğiz hepsini.

Şimdi önümde kendime ayırdığım 2 sene hazırlanma zamanı var. Bunun belki bir senesinde tek başıma bu yola çıkabilirim. Böylesi bir çok işi yoluna koymak için en mantıklı çözüm gibi gözüküyor. Hem daha da fazla ertelemek istemiyorum.

Bir on yıl da böyle yaşayalım bakalım.