Rüya

Garip bir mutlulukla gözlerimi açtığımda, çalmayan saate, gelmeyen çişe, doğmayan güneşe rağmen neden uyandığıma anlam veremedim önce. Ama o mutluluk hissi geçmeden tekrar hızla kapadım gözlerimi. Dal ulan uykuya Böylesi güzel bir şey ortada sebepsiz bırakılır mı hiç?

Yok dönemedim bir daha aynı rüyaya.

Madem uyuyamıyorum bir kez daha rüyamda gördüklerimi düşünüp mutlu olurum diye kapattım gözlerimi. O dünyalar güzeli, bana mı bakacak diye düşündüğüm, bu yüzden de en azından yakınında arkadaş gibi kalmak adına için bir girişimde bulunmadığım hayali kız bana açılmıştı. Hem de ummadığım kadar sıcak, samimi, şehvetli bir şekilde. Rüyada olduğumu buradan anlamam gerekirdi aslında. O genç, tatlı, güzel kız neden açılsındı ki değil mi?

Ama kendimi çok iyi hissettiğimden bunları sorgulamak bile geçmedi aklımdan. Tabi rüyada olmamın da bu mantıklı sorgulamayı yapmamamda etkisi olabilir. Kabul ediyorum.

Demek ki bu saatten sonra bile bu his mutlu edebiliyor insanı. Belki de rüyanın en güzel yanı olarak mantığı, sorgulamaları, bırakıp akışına rahatça yaşayabildiğimiz için böyle hissettim. Gerçekte olsa onlarca soru işareti, kuşku, ileride yaşanacak problemlerin öngörüsü derken reddedebilirdim onu. Yok daha doğrusu kafadan reddederdim. Sonuç olarak da uyanıklığımdaki mutsuzluğumla geçen günlere birini daha ekler,  hayatıma devam ederdim.

Yaş ilerledikçe mantıklı düşünmek, öngörmek, planlamak istemeseniz de yerleşiyor kafaya ve bu yüzden belki de salakça aşık olamıyoruz.

 

 

Reset

Bu yazıyı bugün yazmazsam ileride tekrar bugüne dönüp yazabileceğimi hiç sanmıyorum. O yüzden bugünkü karmakarışık duygular içinde cümleler yolunu bulduğunca, mümkün olduğunca kaybolmadan kendimi aktarmaya çalışacağım buraya.

Bugün Hayatımdaki önemli yol ayrımlarından birisini yaşadım. Ne birisi? Şimdiye kadarki en önemli en büyük ayrımı yaşadım. Bugün yaşadığım evi ardımda bırakıp yeni bir ev yeni bir hayata doğru yola çıktım. Ama öyle basit değil az durun hele, biraz flashback olmadan anlatmak piç eder mevzuyu.

Bundan on dokuz sene önce başlayan evliliği tam bir hafta önce takriben otuz saniye süren bir mahkeme ile noktaladık.

– Taraflar boşanma protokollerinide mutabık mı?

– Hala boşanmayı istiyor musunuz ?

– O zaman geçmiş olsun avukatını öpebilirsin.

Sonraki sabah uçakta yaşadığım yere, İngiltereye bekar olarak döndüm. O birkaç gün daha orada kalacaktı.

Boşanmak kolay da çocuğa durumu anlatmak, iste o hiç kolay değildi. Yalnız konuşmamak için dönmesini bekledim. Sonra da birkaç gece bir benim işim vardı bir onun ve ertelene ertelene pazar gününe kadar geldik. Ben boşanma kararından sonra kendime kalacak bir oda ayarlamıştım ve biraz da konuşmayı yapmayı bekledim evden ayrılmak için.

Ve işte o pazar bugündü.

Birkaç gün öncesine kadar iki medeni insan gibi ayrılırken, sona yaklaşırken anlamsızca abuklaşmaya başladık ve çok da iyi değildik son iki gündür. Sezmişti çocuk bir şeyler döndüğünü. Seninle konuşmamız lazım der demez ilk sorusu bu oldu. Ayrılıyorsunuz değil mi? Odasına gitti koşarak.

Yarım saat konuştuk sonra, annenle sen burada kalacaksın ben çok uzağa olmasa da başka bir eve gideceğim dedim. Beni de götür dedi. Gene geleceğim, annen çalışırken seninle kalacağım dedim, annem gitsin sen benimle kal dedi. Yarım saatin sonunda biraz sakinleşti. Ben de bir gece önceden hazırladığım bavulumu alıp inmeye başladım merdivenleri.

Hani kaldığınız otelden ayrılırken sağa sola bakarsınız ya unuttuğunuz bir şey var mı diye. Kendimi odalara o gözle bakarken buldum. Acaba kaldı mı bir şey?

Kalmaz mı? Neredeyse 20 yıl kaldı orada, üzerine titrediğim 13 yaşında  bir çocuk kaldı. İngiltere’de sınırsız oturum vizesini alır almaz Türkiye’deki evi satıp, yeni bir hayatta tutunmanın kanıtı olarak banka kredisi ile ne hayallerle aldığım ev kaldı.

Sonra bavulu yerleştirdim ön koltuğa. Arabanın arkası bir gün önce IKEA’dan aldığım masa, ofis koltuğu, nevresim, yastık, marketten aldığım şampuan, tuvalet kağıdı vs vs ile doluydu.

Son bir kez daha öptüm kızımı ve yola çıktım.

Bu kısacık 10 dakikalık yol aslında uzun bir geçişi simgeliyordu kafamda. Bir gün önce aldığım masa ve ofis koltuğu da hatta siparişini verdiğim devasa monitör de artık rengi uyar mı demeden, o oraya gitmez diye düşünmeden rahat ve fonksiyonel olarak kendime sipariş verdiğim ilk parçalardı. Monitörü sipariş ederken de düşünüyordum. Son yirmi yılda ilk defa saklamadan gizlemeden bu benim işimin bir parçası diye izahat vermeden kendime aldığım ilk parçalardı. Evet hayvan gibi de pahalı. Ama kimse karışmıyor artık.

Garip bir özgürlük hissi sarıyor insanı böyle.

Yağmurlu, kapalı, kasvetli bir Aralık gününde kurdum masamı koltuğumu odamda. Nevresimi geçirdim, dolaba yerleştirdim bavuldakileri. Hem de hiç biri diğeri ile aynı hizada olmadan.

Kızımla konuştum telefonda. İstediği bir tişört varmış. Onu söyledi. İyi. Demek ki o ilk şok atlatılmış.

Şimdi bir kahve koydum, sıcağı sıcağına yazıyorum kafamdakileri. Kontrat altı aylık ve bana öyle geliyor ki altı ay sonra ben eve geri döneceğim ve o gidecek başka bir yere. Çocuğa bakamayacağını o da biliyor ama etraftakileri, onların neler söyleyeceğini, kendi içindeki sesi dinleyip bunu kendisine itiraf edemiyor henüz. Ama edecek. Onu ondan iyi tanırım ben.

Kendimi aslında hafiflemiş hissediyorum bir yandan da. Bugün geri kalan ömrümün ilk günü. Bir kez daha reset attım hayatıma.

 

Dolap Beygiri

Hep iki dakikalık sevinçler için katlanıyoruz hayata. Küçücük bir gülümseme, hatta bir tek kahkaha için çekiliyor o asık suratlar. Bir hafta tatil için çalışıyoruz koca bir sene, bir oh denecek kadar zaman için harcıyoruz koca ömrü. Küçücük hedefleri olan insanlarız. Eşek olsak önümüze asılacak havuç bile ziyan olurdu. İleride bir ara bir havuç asarım deseydi biri, döndürürdük biz o değirmeni zaten.

Ne çok içim şişiyor son zamanlarda, bir baktım ki artık ne gülen var ne tatil. Zaten artık gerek de kalmamış. İleride belki olur diye bir ümitle dönüp duruyoruz işte.  Tam diyoruz ki ‘artık yeter. Başım döndü ben bırakıyorum’  artık dönmeyecek olma fikri mi ürkütüyor nedir, ‘bir tur daha döneyim sonra bırakırım’a dönüşüyor isyanlar.

Galiba o son turlar da bir yere kadar. Kendimi çok başı dönmüş ve bezmiş hissediyorum.  Dolabına da havucuna da ağız dolusu saydıracak kadar da kızgınım kendime.

Düz gitmeyi başarabilirsem anlarsınız yazmamamdan